Şiir Pınarı
  Muhasebeci
 
 
 
 
Muhasebeci
 
TEK PREDELİK TİYATRO OYUNU
DRAM
 
İnsan bilmediğinden korkar
Bilmediği şeyi tanıdığında korkusu kalmaz
 
Yazan
Mehmet Demir
Kasım 2010
 
 
 
 
Oyuncular
 
Muhasebeci
Hayri (Muhasebecinin asistanı)
Şükrü Muhasebecinin asistanı)
Remzi (Meyhaneci)
Rıza (Gayrimenkul sahibi)
Selami (Kasap)
Osman (Kasabın çırağı)
Şakir (Fırıncı)
Rasim (Kahveci)
Cemal (Berber)
Berberin kalfası
Genel Müdür
Yargıç
 
Repliği olmayan oyuncular
Mübaşir
Mahkeme Katibi
Duruşmada hazır bulunan esnaflar
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
1. SAHNE
 
Yeni açılmakta olan dükkâna 40 yaşlarında, iri yarı, uzun boylu, siyah takım elbiseli, şık giyinmiş, düzgün traşlı, kara gözlüklü mafya kılıklı bir adam (Muhasebeci) ve arkasında yine kendisi gibi giyinmiş iki adam (asistanları) girerler. 
 
Muhasebeci                 : Bu dükkânı kiralayan sen misin delikanlı?
Remzi                           : (Şaşkın ve biraz da korkarak) Evet abi benim. Buyurun.
Muhasebeci                 : Adın ne senin?
Remzi                          : Remzi abi.
Muhasebeci                 : Remzi kaça tuttun burayı?
Remzi                           : 15 bine abi. Bir problem mi var?
Muhasebeci                 : Mal sahibin kim senin?
Remzi                           : (Kekeleyerek) Rıza. Rıza Güngör
Muhasebeci                 : Ara Rıza’yı gelsin buraya. Muhasebeci seni çağırıyor de.
Remzi                          : (Şaşkın) Ama…
Muhasebeci                 : Sen dediğimi yap delikanlı. Çağır gelsin!
Remzi                          : (Cep telefonundan numara tuşlar) Alo! Rıza abi. Ben Remzi. Hani dükkânını kiralayan. Abi herhalde bir problem var. Bilemiyorum. Abiler geldi seni istiyorlar. Muhasebeciymiş. Hemen gelsin diyor abi. (Karşısındakinin konuşmasını bekler, sonra) Tamam abi bekliyoruz.
Muhasebeci                 : (Telefon konuşması bitince) Sen ne iş yapacaksın burada Remzi?
Remzi                          : Şey abi, meyhane işleteceğim de...
Muhasebeci                 : Anlar mısın bu işten, yaptın mı daha önce bu işi?
Remzi                          : Daha önce garsonluk yaptım abi. Ama anlarım bu işten. On yıldır meyhanelerde garsonluk yapıyorum.
Muhasebeci                 : Oğlum işletmecilik garsonluğa benzemez. Burayı yürütebilecek misin?
Remzi                          : Yürütürüm abi. Kendimi hep böyle bir yer açmak için hazırladım. Bu işte çok çalıştım. Bilirim her bir şeyini.
Muhasebeci                 : Peki kaç masa sığdıracaksın buraya?
Remzi                          : Sekiz masa sığar abi.
Muhasebeci                 : Peki kaç adam çalışacak burda?
Remzi                          : (Parmağıyla sayarak) Bir barmen, bir yemekçi, bir mezeci, bir bulaşıkçı, iki de garson abi?
Muhasebeci                 : Oğlum sen sekiz masa bu kadar adamı besler mi?
Remzi                          : Geçindirir bizi abi?
 
Bu sırada işyerinin sahibi Rıza da koşturarak kapıdan girer. Nefes nefese:
 
Rıza                             : Beni emretmişsin abi.
Muhasebeci                 : Ulan utanmıyor musun ulan kıç kadar yer için 15 bin lira istemeye?
Rıza                             : (Korkuyla) Abi biz anlaşmıştık arkadaşla. Bak kontrat da yaptık kendisiyle. İtiraz etmedi abi.
Muhasebeci                 : Oğlum! Sen onu bırak, sekiz masayla senin kiranı ödeyemez bu adam. Ayrıca beş tane de adam çalıştıracak. Sen kirayı 10 bin lira yap!
Rıza                             : Ama abi ben zarar ederim?
Muhasebeci                 : (Sesini yükselterek) Ulan konuşturma beni, buradan çıkan lokantacı sekiz bin lira vermiyor muydu sana? Enflasyon yüzde yüz mü arttı hıyar!
Rıza                             : (Korkuyla geri bir iki adım atar) Ama abi…
Muhasebeci                 : Aması maması yok Rıza. Kira on bin lira o kadar. (Asistanına dönerek) Hayri! Çıkar oğlum çantadan bir kontrat. Yaz! On bin lira kira. Artışlar TÜFE, Depozito yok! (Remzi’ye döner) Su ve elektrik sayaçlarını üstüne alacaksın. Stopaj da tamı tamına ödenecek! Anlaşıldı mı?
Remzi                          : (Gözleri ışıldar. Yüzüne tebessüm gelir) Anlaşıldı abi sağ ol. Allah razı olsun senden. Tuttuğun altın olsun abi…
Muhasebeci                 : Hele dur bakalım Remzi! Eti kimden alacaksın?
Remzi                          : Henüz düşünmedim abi.
Muhasebeci                 : Eti Şen Kasap’tan alacaksın. Adı Selami. Yüz elli metre ilerde dükkânı. Hile hurda yapar, seni kazıklar, kötü et verirse bana gel.
Remzi                          : Anladım abi.
Muhasebeci                 : Sebzeyi, meyveyi de Manav Harun var alt sokakta, oradan alacaksın. Anlaşıldı mı?
Remzi                          : Anlaşıldı abi
Muhasebeci                 : Suyu üst sokaktaki Hızır’dan, içkiyi, büfeci Hüseyin’den alacaksın. Sana tekel fiyatından verecek. Birinden şikâyetin olursa bana başvur.
Remzi                          : Çok iyi anladım abi.
Muhasebeci                 : Muhasebecin de benim Rıza. (Asistanına döner) Hayri! Çıkar oğlum bir muhasebeci sözleşmesi. İmzalat Remzi kardeşine. (Remzi’ye döner) Bak Remzi, vergi kaçırmak, hâsılat gizlemek yok. Vergini günü gününe, kuruşu kuruşuna ödeyeceksin. Çalışanların sigortaları yapılacak. Bunları kiradaki indirimle karşılayacaksın, anlaşıldı mı?
Remzi                          : Anlaşıldı abi.
Muhasebeci                 : İyi anladığını umuyorum Remzi. Herhangi bir yamukluk gördüğüm zaman seninle ilişkilerimiz bozulur. Bu iyi ilişkinin bozulmasını istemezsin, değil mi Remzi?
Remzi                          : İstemem abi.
Muhasebeci                 : Aferin Remzi. Ayrıca ücretim oda tarifesinin üzerindedir. Kârının yüzde onunu alırım.
Remzi                          : Abi… Şey… Çok değil mi?
Muhasebeci                 : İtiraz mı ediyorsun Remzi?
Remzi                          : Yok abi. Ödeyebilir miyim diye şey ettim…
Muhasebeci                 : Ödersin Remzi. Altı ay para istemem senden. Düzenini kur ve çalışmaya başla. Haftada bir gelir hesaplara bakarım. Hesaplarda bir yamukluk gördüğümde de sinirlenirim. Beni sinirlendirmek istemezsin, değil mi Remzi?
Remzi                          : Yok abi asla. (Sözleşmeyi imzalar)
Muhasebeci                 : (Asistanına) Hayri! Yarın Remzi’nin vergi ve sigorta başvurularını yapın. Belediye izinlerini de alın, açılışını yapsın.
Hayri                           : Emredersin abi.
Muhasebeci                 : Bak Remzi! Söylediklerimi iyi anladığını umuyorum. Kayıt dışılık yok! Adam gibi çalışacaksın, vergini, sigortanı adam gibi ödeyeceksin.
Remzi                          : Öderim abi.
Muhasebeci                 : Tıraşın uzamış Remzi. Köşe başında Berber Cemal var. Git, her sabah orada sinekkaydı tıraşını ol. Esnaf adam tıraşlı gezmez.
Remzi                          : Olurum abi.
Muhasebeci                 : Hadi hayırlı olsun işyerin. Bir eksiğin olursa beni ara.
Remzi                          : Ararım abi. Sağ ol abi. Hürmetler.
Muhasebeci                 : Rıza! Sen gel bakalım benimle. Senle daha işimiz var.  
  
2. SAHNE
 
Muhasebeci, adamları ve Rıza, Şen Kasap dükkânına girerler. Dükkana girer girmez dükkan sahibi Selami ve kalfası Osman toparlanırlar.
 
Muhasebeci                 : Hakkında hiç güzel haberler gelmiyor Selami!
Selami                         : Kekeleyerek. Abi, hoş geldiniz…
Muhasebeci                 : Hoş gelmedim Selami. Öğrendim ki kiranı düzgün ödemiyormuşsun.
Selami                          : (Başını öne eğip mahzun bir şekilde) Şey abi, son zamanlarda işler biraz kesat gidiyor da. Gününde denkleştiremiyorum.
Muhasebeci                 : Niye lan? Et yemiyor mu bu insanlar?
Selami                          : (Boynunu büküp) Nerede o eski günler abi. Et fiyatları çok yükseldi. Kilo kilo alanlar gram gram alıyor şimdi.
Muhasebeci                 : (Sesini alçaltıp) Merak etme, sana bir meyhane bir de yemek firması bağladım. İşlerin bir haftaya varmaz düzelir. Ama hile hurda yok tamam mı?
Selami                          : (Gözleri parlar) Sağ ol abi. Sen olmasan…
Muhasebeci                 : Kes lan! Hazırladın mı evraklarını. İşler kesat diye fiş kesmemezlik yapmadın inşallah!
Selami                          : Yapar mıyım abi?
 
Bu arada asistanlar kasabın muhasebe dosyasını karıştırmakta, hesap makinesiyle hesap yapmaktadırlar.
 
Muhasebeci                 : (İşaret parmağını Selami’ye doğrultarak) Bak Selami. Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır. Vergisi ödenmemiş parayla evine ekmek götürürsen, çoluk çocuğun haram yer. (Kalfa Osman’a bakar ve tekrar sesini yükseltir) Kalfanın sigortası yatıyor değil mi Selami?
Selami                          : Yatırıyorum abi. İnan ilk onu yatırıyorum.
Muhasebeci                 : Aferin Selami! Bak şimdi evraklarını alıyorum. İnşallah dediğin gibi çıkar hesaplar. Yoksa…
Selami                          : (Heyecanla) Çok dikkat ediyorum abi.
Muhasebeci                 : Rıza! Bir hafta süre ver Selami’ye. Bir hafta içinde ödemezse, paranı gel benden al!
Rıza                             : (Yüzünde memnuniyet ifadesiyle) Sağ ol abi, çok sağ ol.
Muhasebeci                 : Selami! Sen de bir hafta içinde ödemeye bak yavrum. Ödeyemeyeceksen şimdiden söyle, bilelim.
Selami                          : Bir haftaya kalmaz öderim abi.
Muhasebeci                 : İyi o zaman Selami. Yemek fabrikası yarın uğrayacak sana. Üç beş gün sonra da yeni açılacak meyhanenin sahibi gelecek. Adı Remzi. Adam gibi çalışın ve beni üzmeyin, anlaşıldı mı?
Selami                          : Anlaşıldı abi.
Muhasebeci                 : Hadi o zaman işine bak Selami. (Kalfaya seslenir) Osman! Şu önlüğünün hali ne lan! Sana kaç kere demedim mi, her gün yıkanacak bu önlük diye.
Osman                         : (Mahcup bir şekilde) Yıkıyorum abi. Her gün yıkıyorum. Ama gün içinde yine böyle oluyor.
Muhasebeci                 : Selami! Osman’a bir tane yedek önlük al.
Selami                          : Tamam abi yarın bir önlük daha alırım.
Muhasebeci                 : Bir dahaki gelişimde önlüğün tertemiz olacak Osman! Eldivenlerin de elinden çıkmayacak!
Osman                         : Emredersin abi.
Muhasebeci                 : Hayri! Al buranın evraklarını da gidelim hadi.
Hayri                           : Aldım abi.
Muhasebeci                 : Hadi o zaman.
 
Dükkândan çıkarlar.
 
3. SAHNE
 
Muhasebeci 2 adamıyla birlikte Fırıncı Şakir’in dükkânına girerler. Şakir ekmekleri dizmektedir. Girdiklerini görmez
 
Muhasebeci                 : Şakir! Hesap günün geldi. Hazırladın mı evraklarını?
 
Birden sese doğru döner, şaşırmıştır. Birkaç saniye heyecanı geçecek kadar soluklanır
 
Şakir                            : Hazır olmaz mı abi. Hepsi emrinizde.
 
Dosyasını uzatır. Muhasebeci dosyayı alır evrakları karıştırır, kafasını kaldırmadan)
 
Muhasebeci                 : Şakir günde kaç ekmek satıyorsun sen?
Şakir                            : Üç bin ekmek satıyorum abi.  
Muhasebeci                 : Kaç çuval unun kaldı elinde?
Şakir                           : 20 çuvalım var abi?
Muhasebeci                 : Şakir bak sinirleniyorum. Niye vergi kaçırıyorsun ulan?
Şakir                           : Valla kaçırmıyorum abi.
Muhasebeci                 : Yalanına Allah’ı ne karıştırıyorsun lan? Ben hesap bilmiyor muyum?
Şakir                           : Şey abi ben…
Muhasebeci                 : (Lafını keser) Şakiiir! Senle ilişkilerimiz bozulacak bak!
Şakir                           : Abi valla ben…
Muhasebeci                 : Kes lan tatavayı! Gözümün içine baka baka yalan söylüyorsun. Günde beş bin ekmek satıp üç bin ekmek gösterdiğini anlamıyor muyum? Şimdi otur bakim yazarkasanın karşısına.
Şakir                            : (İsteksizce, nazlanarak) Abi ya…
Muhasebeci                 : Otur lan! Kes bakalım şimdi eksikleri. Hepsi beşer bine tamamlanacak onların!
Şakir                            : Emredersin abi. (Yazarkasaya oturup fişleri kesmeye başlar)
Muhasebeci                 : Bir daha vergi kaçırdığını görmeyeceğim Şakir! Elindeki dosyayı asistanı Hayri’ye verir) Sen de hesapla bakalım bizim muhasebe ücretini de. Şükrü! Kes yavrum sen de bizim makbuzu. Vergi kaçırmak, kayıt dışılık yok. Evinize helal lokma götürün lan!
 
(Şükrü Hayri’yle hesap makinesi ellerinde evraklar üzerinde çalışırlar. Hayri makbuzu keser.
 
Hayri                           : Kestim abi makbuzu.
Muhasebeci                 : Tahsilatı da yap.
Hayri                           : Emredersin abi. (Şakir kasadan para sayıp verir)
Muhasebeci                 : Evrakları da alın. (Şakir’de döner) Şakir! Anlaşıldı mı aslanım?
Şakir                            : Anlaşıldı abi.
Muhasebeci                 : (Cebinden bir kart çıkarır) Bak belediye aş evi kuracakmış. Al şu kartı yarın git belediyeye. Aşevine ekmek satmak için teklif ver.
Şakir                            : (Yüzünde gülümseme belirir) Emredersin abi.
Muhasebeci                 : Güzel teklif ver lan! İşi al, adam gibi çalış. Bir daha böyle yangabazlıklar yapma.
Şakir                            : (Utanarak başını eğer, alçak bir sesle) Başüstüne abi.
Muhasebeci                 : Şakir sen içki kullanıyorsun değil mi?
Şakir                            : (Şaşkın ve utanarak) Abi... Ben…
Muhasebeci                 : (Alaycı) Hadi lan ne saklıyorsun, bilmiyor muyum nerelerde zıkkımlandığını.
Şakir                            : (Utanarak) Evet abi, şey…
Muhasebeci                 : Bundan sonra Remzi’nin meyhanesine takılacaksın. (Eliyle işaret eder) Bak şurada. Çocuk yeni açtı meyhaneyi. Seni başka yerlerde görmeyeceğim, tamam mı?
Şakir                            : Emredersin abi.
Muhasebeci                 : Gidince konuş, ekmeği de senden alsın.
Şakir                            : Başüstüne abi.
Muhasebeci                 : Hadi lan yürüyün işinizin başına! Bir daha beni sinirlendirmeyin! (Gözü yerlere dökülmüş unlara takılır) Şu yerlerdeki döküntü unları da bir daha görmeyeyim.
 
Dükkandan çıkarlar.
 
4. SAHNE
 
Muhasebeci ve iki asistanı Rasim’in kahvesine girerler. Rasim heyecanla ayağa kalkar. Onlara doğru hamle yapar tam buyur etmek için konuşacağı sırada konuşmasına izin vermeyerek
 
Muhasebeci                 : Rasim! Leş gibi kokuyor ulan burası! Sigara mı içiriyorsun içeride?
Rasim                          : (Birden şaşırır) Kekeleyerek Yok abi. Valla kimse sigara içmiyor. Havalandırma bozuldu ondan.
Muhasebeci                 : Rasim! Utanmıyor musun insanları bu leş gibi kokuda oturtmaya? Niye tamir ettirmiyorsun lan havalandırmayı?
Rasim                          : Abi dün bozuldu. Aradım tamirciyi. İşi yoğunmuş. Cumartesi gelecek.
Muhasebeci                 : Olmaz Rasim olmaz! Bütün işini gücünü bırakıp bunla uğraşmalıydın. Taa cumartesine kadar bu kokuyu mu çekecek lan insanlar!
Rasim                          : Ben de istemezdim abi ama yapabileceğim…
Muhasebeci                 : Kes lan! (Asistanına dönüp) Şükrü! Ara oğlum şu Cengiz ustayı, işini gücünü bırakıp gelsin. (Başını sağa sola sallayıp) Bu kokuda oturulur mu lan!
Şükrü                           : Tamam abi arıyorum. (cep telefonunu çevirir ustayla konuşurken)
Muhasebeci                 : İşler nasıl Rasim?
Rasim                          : İdare ediyor abi.
Muhasebeci                 : Ne demek idare ediyor Rasim? Bu pis koku, basık hava... Buraya insan giriyorsa dua et sen! Böyle işletmecilik olur mu Rasim! Ne konuştuk senle. Hani hijyen, hani temizlik! Mis gibi kokacak demedim mi burası…  
Rasim                          : Evet abi. Demiştin.
Muhasebeci                 : Sözüme itibar etmemişsin demek ki Rasim. İtibar etseydin böyle olmazdı.
Rasim                          : Etmez miyim abi. İnan elimde olmayan nedenler…
Muhasebeci                 : İşi olduğuna bırakarak işletmecilik yapılmaz Rasim. İş seni değil, sen işi kontrol edeceksin. Periyodik bakımlarını yaptırsan havalandırman çalışıyor olurdu
Rasim                          : Olurdu abi.
Muhasebeci                 : Papağan gibi dediklerimi tekrarlama Rasim! Adam gibi işletmecilik yap!
Rasim                          : (Başını öne eğip) Emredersin abi.
Muhasebeci                 : (Sağa sola bakar, masalara göz gezdirir) Rasim burada kumar oynatmıyorsun değil mi?
Rasim                          : Olur mu abi. Sen yasakladın ya.
Muhasebeci                 : (Şefkatle) Oğlum, kumar iflah etmez insanı. Sakın ola şeytana uyup oynayayım, oynatayım deme. Yoksa seninle ilişkilerimiz bozulur.
Rasim                          : Bilmez miyim abi.
Muhasebeci                 : Günde kaç çay satıyorsun Rasim?
Rasim                          : Beş yüz tane abi.
Muhasebeci                 : Oğlum beş yüz çayla mı ayakta duruyorsun? Külahıma anlat sen bunu.
Rasim                          : Doğru söylüyorum abi. Valla beş yüz çaydan fazla satılmıyor.
Muhasebeci                 : Çayı kaça veriyorsun Rasim.
Rasim                          : Elli kuruş abi.
Muhasebeci                 : Oğlum sen beş bin lira kira veriyorsun. Ocakçıya, garsona maaş. Çayı, şekeri. Sigortası, vergisi. Batarsın oğlum sen.
Rasim                          : Zaten bir şey kazanmıyorum ki abi?
Muhasebeci                 : (Kaşlarını çatarak) Yaa. Öyle mi? Şimdi kızmaya başlıyorum Rasim!
Rasim                          : (İnandırmaya çalışarak) Valla abi…
Muhasebeci                 : (Sesini yükseltip) Rasim! Benimle oyun oynama! Bana kül yutturmaya kalkma! Bin çay satıp beş yüz gösterdiğini anlamıyor muyum?
Rasim                          : Yok abi…
Muhasebeci                 : (Sesini uzatarak) Rasiiim! Seninle aynı dili konuşamıyoruz. Yavaş yavaş sinirleniyorum. (Azarlarcasına) Oğlum, ne kadar çay şeker aldın, kaç kasa kola aldın bilmiyor muyum?
Rasim                          : Abi valla…
Muhasebeci                 : (Sözünü kesip) Rasim! Sınırlarını zorlama! Geç kasanın karşısına. Tamamla eksik kestiğin fişleri: günde bin çay, yüz elli kola.
Rasim                          : (İsteksizce yazarkasanın başına geçer) Emredersin abi.
Muhasebeci                 : Adam olun lan! Verginizi adam gibi ödeyin. Tüyü bitmemiş yetimin hakkı var kazancınızda. Allah’tan korkun evinize haram götürürken ulan!
Rasim                          : (Bir şey diyecek gibi olur) Abi…
Muhasebeci                 : Kes Rasim! Fişleri kes sen! Bir daha görmeyeceğim vergi kaçırdığını. (Asistanına döner) Hayri! Oğlum sen de hesapla bakalım buranın kazancını. Kes bizim muhasebe ücretini de. Ver makbuzu eline. (Kendi kendine) Ulan bu yollar, köprüler neyin parasıyla yapılıyor? Sen altına sıfır araba çekerken baban mı yapıyor bu yolları?
Rasim                          : (Fişleri keserken, mahcup bir şekilde) Özür dilerim abi.
Muhasebeci                 : Dileme Rasim! Özür dileme! Fişini kes! Vergini öde! Vatandaşlık görevini yap!
Rasim                          : Olur abi. Keserim.
Muhasebeci                 : Oy vermeyi biliyorsan, vergini ödemeyi de bileceksin! Önce ödevini yap, sonra hakkını iste!
Rasim                          : Yaparım abi.
 
Fiş kesme işi bitmiştir. Evrak dosyasını asistanlar alırlar. Asistanların biri makbuz keser ve Rasim’e uzatır. Rasim parayı öder. Bu sırada muhasebeci sağı solu kontrol etmektedir.
 
Muhasebeci                 : Rasim, belediyeden izin al, şu dışarıya da birkaç masa koy. Sigara içmek isteyenler orada içsinler. Kokutma içeriyi. Şuraya da bir ses sitemi yaptır, hafiften bir müzik çalsın. Bir de şuraya raf yaptır Rasim. Gazete, dergi, kitap gibi şeyler koy. Gelen giden okusun. Kıraathane kültür merkezidir oğlum. (Sesini yükseltir) Azıcık kültürlü olun lan!
Rasim                          : Emredersin abi.
Muhasebeci                 : Yarın yine geleceğim ve bu havalandırmayı çalışır göreceğim Rasim.
Rasim                          : Göreceksin abi.
Muhasebeci                 : Hayri! Evrakları aldıysan gidelim.
Hayri                           : Aldım abi.
Muhasebeci                 : Hadi o zaman.
 
Kahveden çıkarlar.
 
5. SAHNE
 
Muhasebeci asistanlarıyla bir fabrikanın Genel Müdür odasına girerler. Sekreter Genel Müdür’e bildirmiştir geldiklerini. Müdür kapıda karşılar
 
Genel Müdür                : Hoş geldiniz efendim. Sefalar getirdiniz…
Muhasebeci                 : (Eliyle dur işareti yaparak) Kes tatavayı müdür! İşimiz gücümüz var.
Genel Müdür                : Pardon efendim
Muhasebeci                 :Müdür, sana üç adam getirdim. Kapıda bekliyorlar. Biri özürlü, biri eski hükümlü, biri de terör mağduru. Her elli adam çalıştıranın bunlardan birer tane çalıştırması gerekiyor.
Genel Müdür                : Ama efendim. Zaten fazla adam çalı…
Muhasebeci                 : (Sesini keserek) Kes müdür! Bu adamlar işe alınacak!
Genel Müdür                : (Saygıyla başını eğip ellerini ovuşturarak) Sizin ricanız bizim için emirdir efendim, ancak…
Muhasebeci                 : (Sözünü keser) Müdüüür! Ne diyorsam onu yap! Beni sinirlendirme!
Genel Müdür                : Efendim zarar ediyoruz. Ben işten adam çıkarmayı bile düşünüyordum.
Muhasebeci                 : (Aniden döner. Çok kızmıştır, genel müdüre doğru iki adım yaklaşır, gözlerini ona doğru dikerek) Bir tane adamı işten çıkarırsan, seninle ilişkilerimiz bozulur müdür! İlişkilerimizin bozulmasını istemezsin, değil mi?
Genel Müdür                : Ne münasebet efendim. Ancak ben zarar ettiğimizi…
Muhasebeci                 : (Sözünü keser, kaşlarını çatarak) Müdür! Karşında muhasebeci duruyor. Kime masal anlatıyorsun?
Genel Müdür                : Şey efendim…
Muhasebeci                 : Müdür! Daha kar zarar hesaplarına girmedik. Sen önce şu adamları işe yerleştir, onu da konuşacağız.
Genel Müdür                : (Masasına gider telefonu kaldırır bir tuşa basar) Kızım, bekleyen arkadaşları insan kaynaklarına görür, işe başlatma formalitesini yerine getirsinler.
Muhasebeci                 : (Genel müdür telefonu kapatınca, hafifçe omzuna dokunur) Aferin müdür. Gelelim şu zarar meselesine. Bu ayki üretimin ne kadar?
Genel Müdür                : Efendim üretim raporu elimde inceleyin isterseniz. (Dosyayı muhasebeciye uzatır)
Muhasebeci                 : (Göz ucuyla bakar rapora, sayfalarını çevirir, birkaç saniye sonra) Benim hesaplar bu raporu doğrulamıyor müdür.
Genel Müdür                : (Şakın) Nerden efendim?
Muhasebeci                 : (Gözü raporlarda, sayfaları çevirirken) Girdilerinde, enerji giderlerinde yüzde onbeş artış var. Peki stoktaki mallar nerde? Makineler yirmi dört saat boşuna mı çalıştırıyor? (Kafasını kaldırıp) Müdür müdür! Gözümün içine bak müdür! Bende hiç kül yutacak göz var mı?
Genel Müdür                : (Anlayamamış gibi şaşkınlıkla) Efendim…
Muhasebeci                 : Kes lan! Anlaşılan yine faturasız mal satıyorsun.
Genel Müdür                : Yok efendim öyle bir şey
Muhasebeci                 : (Genel Müdürü dinlemez bile) Çalışanlarına söyle, kesilmeyen ne kadar fatura varsa hepsi kesilecek! Yoksa…
Genel Müdür                : (Elindeki mendille terini siler ve telefonu kaldırır, tuşa basar, sekreterine) Kızım, faturalama bölümüne, yapılmış bütün sevkiyatların faturalarının kesileceğini bildir.
Muhasebeci                 : İşte böyle çalış müdür! Vergi kaçırmak yok! Hâsılat gizlemek yok!
Genel Müdür                : Yok efendim.
Muhasebeci                 : Peki müdür, geçen ay sana personele iş güvenliği eğitimi aldıracaksın demiştim. Ne oldu?
Genel Müdür                : Aldılar efendim. Hepsi eğitimden geçti.
Muhasebeci                 : İşte böyle gözüme gir müdür! Geçerken personel kafeteryasını hiç temiz görmedim. Kafeteryayı boyat müdür.
Genel Müdür                : Boyatırım efendim.
Muhasebeci                 : (Asistanına döner) Hayri! Oğlum ücretimizin makbuzunu kes, müdür bey onaylasın!
Hayri                           : Başüstüne abi.
Muhasebeci                 : Çıkarken vezneden alırsınız.
Hayri                           : Emredersin abi.
 
Asistanlar makbuzu kesip Genel Müdür’ün parafını alırlarken
 
Muhasebeci                 : (Cebinden bir kart çıkarır) Müdür al şu kartı, pazarlama müdürün burayı arasın. Size yüklü sipariş verecekler. Güzel fiyat versin çocuklar. Beni üzmeden çalışın.
Genel Müdür                : (Gözleri parlar) Hemen efendim. Merak buyurmayınız.
Muhasebeci                 : Merak etmiyorum müdür. Beni üzerseniz, siz de üzülürsünüz.
Genel Müdür                : Üzer miyiz edendim. Ne haddimize.
Muhasebeci                 : (Elini Genel Müdürün omzuna koyar, normal bir tonda) Müdür, hissedarlarınıza karşı sorumluluğunuz olduğu kadar, bu devlete ve millete karşı da sorumluğunuz var. Ama her defasında bunu hatırlatmak zorunda bırakmayın beni.
Genel Müdür                : Bırakmayız efendim.
Muhasebeci                 : Verginizi adam gibi ödeyin ki devlet de kalkınsın, millet de.
Genel Müdür                : Kalkınsın efendim.
Muhasebeci                 : Kazandığınız her kuruşta tüyü bitmemiş yetimin hakkı var müdür!
Genel Müdür                : Hakkınız var efendim.
Muhasebeci                 : (Asistanlara döner) Haydi çocuklar burada işiniz bittiyse gidelim. Daha bir sürü işimiz var. Müdürün de işleri vardır, meşgul etmeyelim.
Genel Müdür                : Estağfurullah efendim. Şeref veriyorsunuz.
Muhasebeci                 : Haydi eyvallah müdür. Başın sıkışırsa ara mutlaka.  
 
Odadan çıkarlar.
 
6. SAHNE
 
Mahkeme salonunda herkes yerini almış muhasebeci sanık sandalyesinde oturmaktadır. Esnaflar dinleyici koltuklarında, savcı ile yargıç baş başa vermiş görüşmektedirler.
 
Yargıç                          : (Sanık sandalyesinde oturan muhasebeciye dönerek) Savcının iddianamesini, davacı ve tanıkların ifadelerini dinledin. Bütün bu suçlamalar hakkında ne düşünüyorsun.
Muhasebeci                 : Suçlu olmadığımı düşünüyorum sayın yargıç.
Yargıç                          : İyi anlatamadım galiba, savunma yapacak mısın? Savcılık seni muhasebeci lakabıyla silahlı çete oluşturmak, baskı, şiddet ve tehdit yoluyla insanlardan haraç toplamak, zor kullanarak insanları sindirmek, haksız para ve menfaat sağlamak ve ticari faaliyetlerine müdahale etmekle suçluyor. Tam üç yüz imza var dava dilekçesinde. Onlarca tanık dinledik. Hepsinin ifadesi aynı doğrultuda. Bütün bu suçlamalara karşın senin bir savunman var mı?
Muhasebeci                 : Dava konusu edilen davranış ve fiillerin suç oluşturmadığını söylüyorum sayın yargıç.
Yargıç                          : Peki sana sırayla soralım öyleyse; çete kurduğun iddia ediliyor, ne diyorsun?
Muhasebeci                 : Sayın savcının lakap dediği, benim mesleki unvanımdır. Çete oluşması için yasa dışı bir iş yapılması gerekir sayın yargıç. Yaptığım iş muhasebecilik. Benimle beraber dolaşanlar da asistanlarım. İkisi de meslek odasına kayıtlı stajyer meslek mensuplarıdır. Burun inceleyin. (Elindeki mesleki ruhsatları mübaşire uzatır) Davacı durumunda olanlar da mükelleflerim. Hepsiyle aramızda sözleşme var. Meslek odamızca düzenlenmiş standart bir sözleşme. İnceleyiniz. (Elindeki sözleşmeler dosyasını mübaşire uzatır) Muhasebecilik faaliyeti ne zamandan beri çete faaliyeti oldu sayın yargıç.
Yargıç                          : (Elindeki belgeleri incelerken) Peki şu silah meselesi nedir?
Muhasebeci                 : Silah taşıdığım sır değil sayın yargıç, ancak meslek mensubu olmam nedeniyle adıma düzenlenmiş taşıma ruhsatlı bir silah bu. Silah ruhsatımı inceleyebilirsiniz. (Cebinden ruhsatı çıkarıp mübaşire uzatır) Davacı ve tanık ifadelerinde, bu silahı çıkardığım, birine doğrulttuğum veya silahımı gösterip birini tehdit ettiğime dair herhangi bir suçlama yok. Silahım olduğunu kimseye ima bile etmedim. Eğer davacılar, kendilerine silah gösterdiğim, doğrulttuğum, silahım olduğunu ima ettiğim veya silah zoruyla bir iş yaptırdığım yolunda beyanları varsa buyursunlar söylesinler. Şarjörünü bile ayrı cebimde taşırım. Sevdiğimden değil, mesleğim nedeniyle korunmak amacıyla taşıyorum. Davacılar sadece silah taşıdığım iddia ediliyorlar. Taşıma ruhsatlı bir silahı taşıyor olmam suç oluşturur mu sayın yargıç?
Yargıç                          : Peki, şu baskı, şiddet ve tehdit yoluyla insanlardan haraç topladığın iddiasına ne diyorsun?
Muhasebeci                 : Sayın yargıç, görünüşüm ve mizacım biraz serttir. Davacılar görünüşüm ve mizacım nedeniyle yanılgıya düşmüş olabilirler. Bugüne kadar hiç kimseye kaba kuvvet kullanmadım, kimseyi tehdit etmedim. Zaten ifadelerde kimseyi dövdüğüm, hırpaladığım hususunda bir beyan mevcut değil. Haraç diye ifade edilen ise muhasebe ücretim. Aldığım her kuruşun makbuzu kesilmiş ve vergisi ödenmiştir. Buyurun inceleyin. (Makbuzların ciltlerini mübaşire uzatır)
Yargıç                          : (Makbuzları incelerken) Kendilerini tehdit ettiğini söylüyorlar?
Muhasebeci                 : Neyle tehdit etmişim sayın yargıç? Dövmekle mi, vurmakla mı, öldürmekle mi? Beğenmediğim bir davranışları olursa ilişkilerimizin bozulacağını söylerim. Çabuk sinirlenirim, ancak kendime hâkim olmayı bilirim sayın yargıç.
Yargıç                          : Ne olur ilişkileriniz bozulunca?
Muhasebeci                 : İşlerini bırakırım.
Yargıç                          : Aldığın paraların ücret olduğunu söylüyorsun. Ancak ücretin çok fahiş değil mi?
Muhasebeci                 : Sözleşme serbestîsi anayasal bir haktır sayın yargıç. Her meslek mensubu ücretini, odanın belirlediği tarifenin altında kalmamak kaydıyla, serbestçe belirleme hakkına sahiptir. 
Yargıç·                         : Bu aynı şey mi? Ücretin herkesin aldığı makul ücretin çok üzeride değil mi?
Muhasebeci                 : Sözleşmeye taraf olanlar ücretimi bilerek ve kabul ederek imzalarlar sayın yargıç. Herkesin kendi emeğine biçtiği bir fiyat vardır. Benim fiyatım yüksektir. Bunu sözleşmeyi yaparken belirtirim. Hiç kimseye boş bir sözleşme imzalatmadım. Ayrıca aldığım her kuruşun hakkını verdiğimi düşünüyorum. Kimseden hak etmediğim tek kuruş almadım sayın yargıç.
Yargıç                          : İnsanların ticari faaliyetlerine müdahale ettiğiniz iddia ediliyor. Buna ne diyorsunuz?
Muhasebeci                 : Bir muhasebeci, işletmenin gözü kulağıdır sayın yargıç. Benim yaptığım, işletmelere yol göstermek, yanlışa düşmesine engel olmak. Bir işletmenin ayakta kalması, büyümesi, üretiminin, istihdamının artması için muhasebeci yol gösterici olmalıdır. Bu muhasebecinin en önemli görevidir.
Yargıç                          : Davacıların üzerinde baskı kurduğunuz iddia ediliyor.
Muhasebeci                 : Muhasebecinin sorumluluğu sadece işverene karşı değil, aynı zamanda devlete, firma alacaklılarına, çalışanlarına ve millete karşıdır. Eğer işletme sahibi, üzerine düşen sorumlulukları yerine getirme konusunda gönülsüz davranıyorsa, muhasebecinin görevi buna müdahale etmektir. Muhasebeci, işletmenin mali tablolarını ve beyannamelerini hazırlarken tarafsızlık ve adalet ilkelerine bağlı kalmalıdır. Benim yaptığım budur sayın yargıç. Kar eden bir işletmede zarar gösteren bir işletme sahibini uyarmak, hâsılatı düşük tutan bir mükellefi doğru yola sevk etmek neden baskı kurmak olsun ki? Mizacım serttir. Kendime özgü doğrularım ve ahlak anlayışım vardır. Mesleğin etik kurallarına aykırı hiçbir davranışım olmamıştır. Herkese de etik davranması gerektiğini hatırlatmayı görev bilirim.
Yargıç                          : Peki mükelleflerinizi nasıl seçiyorsunuz?
Muhasebeci                 : Seçim yapmam sayın yargıç. İşletmenin büyüğüne küçüğüne bakmam. Kurulan her işletme için gider görüşürüm.
Yargıç                          : İşletme sahibini zorlar mısınız?
Muhasebeci                 : Israr bir suç değildir sayın yargıç. Bir işi almak için ısrar ederim. Ancak hiç kimseyi zorla mükellef yapmadım. Kimseye tehdit ederek sözleşme imzalatmadım.
Yargıç                          : Yalnız, meslek odanız, sizi mesleğin vakar ve onuruna aykırı davranışta bulunmakla, görevinin gerektirdiği güveni sarsıcı hareketlerde bulunmakla itham ediyor.
Muhasebeci                 : Sayın yargıç mesleğim onurlu bir meslektir. Bu onuru ayaklar altına alacak herhangi bir davranışta bulunmadım. Herkesi ve her mesleği aynı saygınlıkta ve önemde görürüm. Mesleğimi bir başka mesleğin üzerinde veya aşağısında görmem. Bugüne kadar kimse beni ahlak dışı bir yerde veya şekilde görmemiştir. Kimse beni içkili, sarhoş, berduş bir şekilde gördüğünü iddia edemez. Düzgün ve düzenli bir hayatım vardır. Yasalara ve kurallara sonuna kadar uyarım. Aldığım her kuruşun vergisini son kuruşu kuruşuna ödedim. Mükelleflerimin kazandığı her kuruşun vergisini de ödetirim. Kayıt dışı bir kuruşluk ne iş yaparım ne de yaptırırım. Sigortasız adam çalıştırmam ve çalıştırtmam. Elimden geldiğince herkesi yasalara saygılı davranmaya yöneltirim. Eğer bu davranışım mesleğin onuruna ve saygınlığına gölge düşürüyorsa buna sadece gülerim.
Yargıç                          : Peki meslek odanız neden sizi böyle suçluyor?
Muhasebeci                 : Herkesin saygı, onur ve ahlak anlayışı farklıdır sayın yargıç. Bunu yargılamak da bana düşmez. Ben doğru bildiğim ve doğru inandığım şeyleri yaparım. Güven tek yönlü bir mesele değildir. Meslek mensubu için sadece mükellefinin güvenini kazanmak yeterli olamaz. Herkes güven duymalıdır. Ben ne devletimin ne de milletimin güvenini sarsacak herhangi bir davranışta bulunmadım. Ayrıca mükelleflerimin güvenlerini sarsacak hiçbir hareketim olduğunu da sanmıyorum. Bunu iddia edecek tek bir kişi çıkarsa bu onurlu mesleği bırakırım.  
Yargıç                          : Öyleyse mükelleflerin neden şikâyet ediyorlar senden?
Muhasebeci                 : Şikâyet edeceklerine gidip başka muhasebeci bulmaları gerekmez mi? Sözleşmeyi feshederler olur biter. Bana söyleselerdi ben de feshederdim. Mahkemenizi meşgul etmelerinin gereği yoktu.
Yargıç                          : Ortada suç yok diyorsun ama yüzlerce şikâyetçi var. Bunun nedenini sen açıklayabilir misin?
Muhasebeci                 : Sayın yargıç, davacılar benim nezrimde asıl sistemi suçlamaktadır. Vergi toplamadaki adaletsizlik ve kamu kaynaklarının hakça paylaşılmaması, vergi kaçıranlara mazeret olmaktadır. Yüksek vergiler ve istihdamın üzerindeki aşırı yük, kayıt dışılığı teşvik etmektedir. Onların şikâyet ettiği ben değil, yüksek vergiler ve istihdamdaki aşırı yüküdür. Ben sadece bu şikâyet edilenlerin uygulayıcısıyım. Tıpkı sizin gibi, yasalar neyi emrediyorsa onu uyguluyorum. Yaptığım hiçbir şey yasalara aykırı değil. Eğer bir suçlu arıyorsanız o da davacıların kendisidir.
Yargıç                          : Davacılar niye suçlu olsunlar ki?
Muhasebeci                 : Eğer yasaları beğeniyorlarsa uysunlar sayın yargıç. Vergilerini primleri ödesinler. Ödeten muhasebeciyi suçlamasınlar. Yok eğer beğenmiyorlarsa, bunun hesabını benden değil, seçim günü geldiğinde yönetenlerden sorsunlar.
Yargıç                          : Burada sanık sensin ve davacı onlar. Burada onları değil seni yargılıyoruz.
Muhasebeci                 : Sanırım günah keçisi oluyorum ben burada. Demek ki bana dava açmak daha kolaylarına geliyor sayın yargıç.
Yargıç                          : (Gözlüğünü takar, dosyaya bir daha göz gezdirir) Sanığın ifadeleri makul ve mantıklı. Eldeki ifade ve kanıtlara göre suç işlendiğini gösteren bir durum yok. Yaz kızım; savcılığın ve davacıların iddialarında sanığın suç oluşturacak fiiller işlediğini gösteren bir durumun oluşmadığı, sanığın yalnızca mesleki faaliyetini icra etmekte olduğu, ücretini serbest iradelerle yapılmış sözleşmelere dayanarak aldığı, davacıların ticari faaliyetlerine darp, baskı, şiddet ve silah zoruyla müdahale ettiğini destekleyen kanıt ve bulguların bulunmayışı ve sanığın sicilinde herhangi bir sabıkasının olmadığının anlaşılması nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Dava düşmüştür.
Muhasebeci                 : (Tavrını bozmayarak) Adalete her zaman güvenmişimdir sayın yargıç.
 
Mahkeme salonunda bekleyenler yavaş yavaş salonu terk ederken yargıç gözlüklerini çıkarır ve muhasebeciye eliyle otur işareti yapar.
 
Yargıç                          : (Herkes çıktıktan sonra) Dava sona erdi. Şimdi sadece merakımdan soruyorum. İstersen cevap vermeyebilirsin.
Muhasebeci                 : Buyurun sayın yargıç, ne istiyorsanız sorun.
Yargıç                          Hakkında incelemeler yapılırken banka hesaplarına da bakmıştım.  Kazandığın bütün paraları sürekli olarak bir vakfa aktarmakta olduğunu gördüm. Nedir bu vakıf?
Muhasebeci                 : Bu vakfı ben kurdum sayın yargıç. Bu vakıf üzerinden okul inşa ediyorum.
Yargıç                          : Nasıl bir okul bu?
Muhasebeci                 : İş ve meslek sahiplerine işletmecilik bilgisi verecek; çalışanları mesleki yönden eğitecek; esnaf, sanatkâr ve teknik eleman yetiştirecek; onları iş hayatına hazırlayacak; aralarında mesleki dayanışma, yardımlaşma ve işbirliği kültürü geliştirecek, rekabetin yerine birliktelikle büyümelerine katkı sağlayacak; dünyadaki ekonomik gelişmeler, yeni ticaret teknikleri gibi şeyler öğretecek bir proje.
Yargıç                          : Büyük bir projeye benziyor. Gerçekleştirebilecek misin?
Muhasebeci                 : Elde ettiğim bütün kazancımı bu vakfa adadım. Binanın önemli bölümü bitti zaten. Asıl, iş sahiplerinin de bu projeye sahip çıkmaları ve inanmaları. Onların da bu kültür ve duyarlılığa erişebilmeleri için çabalıyorum.
Yargıç                          : (Alaycı) Böyle bir duyarlılığa erişebileceklerine inanıyor musun?
Muhasebeci                 : İnanmadığım hiçbir şey için mücadele etmem sayın yargıç.
Yargıç                          : (Kinayeli) Öyle diyorsun da, bak güvendiğin adamlar senden davacı oldular.
Muhasebeci                 : Mükelleflerim beni dava ettiler diye onlara kırgın değilim sayın yargıç. Bilakis memnunum bundan.
Yargıç                          : (Şaşkın) Nesinden memnunsun?
Muhasebeci                 : Bir şeylere karşı çıkmayı öğrendikleri için.
Yargıç                          : Anlayamadım?
Muhasebeci                 : Tepkisiz ve duyarsız bir millet olduk sayın yargıç. Düşündüğünü değil dikte edileni yapan, önüne konanı yiyen, konmazsa bekleyen, sorgulamayan, yargılamayan, irade koyamayan, itiraz edemeyen garip bir millet olduk. En azından bana karşı çıktılar. Bu da bir gelişme değil mi?
Yargıç                          : Sen bunu bir gelişme olarak mı görüyorsun?
Muhasebeci                 : Tabi ki gelişme. Üç yüz kişi toplanıp, beni dövmeye kalkmadılar en azından. Gelip mahkemeye şikâyette bulundular değil mi?
Yargıç                          : (Kinayeli) Dayak yemeyi hak ettiğini mi düşünüyorsun?
Muhasebeci                 : Bu da bir çözüm yoluydu belki. Baskılar altında ezilip, dayanamadığı noktada cinnet psikolojisine girmiyor mu insan? O zaman ne yaptığımızı biliyor muyuz? Sanırım bu, hukuken hafifletici bir sebep sayılıyor değil mi? Ağır baskı ve tahrik…
Yargıç                          : (Gülümser) Doğru mu yaptılar sence?
Muhasebeci                 : Kendi iradesiyle çözebilecekleri sorunu mahkemeye taşımaları hatalıydı tabi ki.
Yargıç                          : (Kinayeli) Korktukları için olmasın?
Muhasebeci                 : Korkuyu kendileri yarattılar sayın yargıç; sonra kendi yarattıkları şeyden korktular.
Yargıç                          : (Gülümseyerek) Korktukları sen değil miydin?
Muhasebeci                 : Hayır sayın yargıç, korktukları kendilerini yetersiz görmeleriydi.
Yargıç                          : Peki kendilerine nasıl güven duyacaklar?
Muhasebeci                 : Öğrenerek. Bilgi, korkularını yenmelerini sağlayacak. Aydınlandıkça cesaretleri artacak.
Yargıç                          : Bilgili insanlar korkmaz mı yani?
Muhasebeci                 : İnsan bilmediğinden korkar sayın yargıç. Bilmediği şeyi tanıdığında korkusu kalmaz.
Yargıç                          : Ya gücü yetmiyorsa?
Muhasebeci                 : Savunma geliştirir. Birleşerek mücadele etmeyi öğrenir. Tıpkı birleşip beni mahkemeye verdikleri gibi.
Yargıç                          : İyi de seni alt edemediler ki.
Muhasebeci                 : Ettiler sayın yargıç. Siz beni suçsuz bulunuz ve akladınız. Ancak, onlar beni mahkûm etti.
Yargıç                          : Şimdi yanlış karar verdiğimi mi söylüyorsun?
Muhasebeci                 : Sizin kararınızla bir ilgisi yok sayın yargıç. Kararınız tabi ki doğru. Ancak, onlar korkularını yendiler. Beni korkularıyla umacı yapmışlardı, şimdi o umacıyı yenmiş oldular.
Yargıç                          : (Gülümseyerek) Senden kurtulmuş olmaları hoşuna mı gitti?
Muhasebeci                 : Benim arzuladığım da buydu sayın yargıç. Doğru bildikleri bir işi kendi iradeleriyle yapmalarıydı. Yaptılar sonuçta.
Yargıç                          : İyi de, bütün mükelleflerini kaçırdın şimdi. Amaçlarına nasıl ulaşacaksın?
Muhasebeci                 : Kaçırmadım sayın yargıç, bilakis kazandım.
Yargıç                          : (Şaşkın) Anlayamadım. Onlar mı kazandı, sen mi?
Muhasebeci                 : En iyi kazanç, herkesin kazançlı çıkması değil mi?
Yargıç                          : Ben senin kazancını anlamış değilim hala.
Muhasebeci                 : Onlar bensiz yapamazlar sayın yargıç. Birkaç güne kalmaz hepsi birer birer gelirler bana.
Yargıç                          : Nasıl bu kadar eminsin?
Muhasebeci                 : Eminim sayın yargıç. Çünkü bu süreçte onlara çok şey öğrettim. Doğruluğu, dürüstlüğü, erdemli olmayı, duyarlılığı… Birkaç güne bir şeylerin eksikliğini duyacaklar.
Yargıç                          : Senin bundaki kazanımını ben hala anlayamadım.
Muhasebeci                 : Kazancım, amaçladığım şeylerden birinin olması. Onlar henüz yolun çok başındalar sayın yargıç. Bu yüzden yokluğumu üç beş güne hissedeceklerdir. Daha öğrenecekleri çok şeyler var.
Yargıç                          : Bu kadar eminsin yani?
Muhasebeci                 : Sayın yargıç, ben onların yüreklerine dürüstlük ve doğruluk tohumu ektim. Bu tohum daha filizlenecek, her biri yıkılmaz birer ağaç olacak ve sonuçta kocaman bir orman.
Yargıç                          : Daha seni şikâyete gelmezler inşallah.
Muhasebeci                 : Gelsinler sayın yargıç. Yasaları ve kuralları çiğnemediğim sürece korkum yok benim.
Yargıç                          : Böyle bir durumda ben de seni yargılamaktan büyük bir zevk duyarım.
 
Çıkarlar.
 
 
 
 
7. SAHNE
 
Muhasebeci ve asistanları Berber Cemal’in dükkânına girerler. Berber birini tıraş etmektedir. Muhasebeciyi görünce işini bırakır elleriyle üzerindekileri süpürüp omzundaki havluyla ellerini silerken.
 
Cemal                          : Hoş geldiniz abi. Sefalar getirdiniz.
Muhasebeci                 : İşine bak Cemal, biz yabancı değiliz, git müşterinle ilgilen.
Cemal                          : Abi olur mu siz buradayken. Kalfa bitirir işi.
Muhasebeci                 : Yok Cemal, başladığın işi bitir sen. Biz bakarız işimize. Hem işim bitince ben de tıraş olacağım sana.
Cemal                          : Tamam o zaman abi. Bu müşteriyi kalfa tıraş etsin ben seni tıraş ederim.
Muhasebeci                 : Tıraşı kes Cemal! Git işine bak! Ne diyorsam onu yap!
Cemal                          : Abi pardon.
 
Cemal müşteriyi tıraş etmeye devam ederken muhasebeci raftaki dosyayı alır inceler. Müşterinin tıraşı biter, ücretini alır ve yolcu eder. Berber kodluğunu temizledikten sonra
 
Cemal                          : Abi buyurun. Sizi tıraşa alayım.
Muhasebeci                  : (Berber kodluğuna oturur, Cemal sakallarını sabunlarken) Cemal işlerin nasıl?
Cemal                          : Allaha çok şükür abi. Geçinip gidiyoruz.
Muhasebeci                  : Bir sıkıntın yok değil mi?
Cemal                          : Hiçbir sıkıntım yok abi. Sayende işimizde gücümüzdeyiz.
Muhasebeci                  : Senin hayta oğlan ne yapıyor? Liseyi bitirebildi mi?
Cemal                          : Ne gezer be abi. Okumakta gözü yok keratanın.
Muhasebeci                  : Yarın bana gönder bir kulağını çekeyim?
Cemal                          : Emrin olur abi. Çek tabi.
Muhasebeci                  : Bu ayki hasılatına baktım geçen aydan daha iyi gördüm. İşler açıldı herhalde.
Cemal                          : Bu aylarda işler önceki aylara göre daha iyidir abi. Günler uzayınca daha fazla iş yapabiliyoruz.
Muhasebeci                  : Aferin Cemal, bu ay da fişlerini düzgün kesmişsin.
Cemal                          : Abi kazandıktan sonra niye vergimizi vermeyelim ki?
Muhasebeci                  : İşte böyle Cemal. Sen, ben, herkes vergisini adam gibi verirse bu memleket kalkınır.
Cemal                          : Sen ben vermekle de kalkınmıyor be abi. Herkes vermezse verdiklerimiz de boşa gidiyor.
Muhasebeci                  : Sen vazifeni yaptın Cemal. En azından göğsünü gere gere dolaşabilirsin. Bırak da bunu başı yerde gezenler düşünsün.
Cemal                          : Abi doğruyu söylemek gerekirse kimsenin başı yerde gezmiyor.
Muhasebeci                  : Sen kafanı yastığa rahatça koyabiliyorsun Cemal. Onlar rahat uyuyabiliyorlar mı?
Cemal                          : Niye uyumasınlar abi. Hesap soran mı var?
Muhasebeci                  : Hesap soran yoksa da yürekleri huzurlu değil Cemal. Her an korku içerisindeler. Senin böyle bir korkun yok.
Cemal                          : Orası öyle. Ama kiminin ödemesi kiminin ödememesi adaletsiz değil mi?
Muhasebeci                  : Biz adalet dağıtıcısı değiliz Cemal. Bizim görevimiz vergimizi ödemek. Ödemeyenleri takip etmek de devletin görevi. Sen takip etmeyenleri takip edebilirsin ancak. Takip etmeyeni seçim günü geldiğinde değiştirebilirsin? Ancak vicdanen huzurlu olmalısın. Evine helal lokma götürüyorsun çünkü.
Cemal                          : Abi benim tahsilim yok. Elbet sen benden iyisini bilirsin. Hani sürekli af çıkarıp vergisini ödemeyenleri affediyorlar ya. Bu vergisini ödeyenleri cezalandırmak olmuyor mu? Sonuçta ne farkımız kalıyor ödemeyenlerle?
Muhasebeci                  : Farkınız elbette var Cemal. Öncelikle başın dik, yüreğin huzurlu. Daha adil bir vergi sistemi kursalar böyle af yasalarına gerek kalmayacak. Vergiyi daha geniş tabanlara yaysalar, her kazanandan vergi alsalar ama daha düşük miktarda alsalar kimse vergi ödemede zorluk çekmeyecek.
Cemal                          : Niye yapmazlar ki abi? Çok mu zor?
Muhasebeci                  : Zor diye bir şey yok Cemal. Sadece tercih. Adaleti sağlamakta yeterince güçlü olamayan devlet, lazım olanı gücünün yettiğinden almaya kalkınca böyle oluyor.
Cemal                          : Bu kendiliğinden düzelmez ki. Daha nereye kadar sürecek bu?
Muhasebeci                  : Güçsüzler de güçlü olduğu zamana kadar.
Cemal                          : Güçsüzler nasıl güçlü olur ki?
Muhasebeci                  : Canınıza tak edip cinnet psikolojisine girmeden aklınızı kullanmayı öğrendiğiniz zamana kadar.
Cemal                          : İlle de sokaklara dökülüp her şeyleri dağıtmak mı gerekiyor?
Muhasebeci                  : Böyle bireysel davranırsanız iş oraya varır. Ancak birlikte güç olursanız buna gerek kalmaz.
Cemal                          : Biz iki kişi yan yana geldiğimizde, en küçük bir konuda bile anlaşamıyoruz. Nasıl birlikte güç olacağız?
Muhasebeci                  : Herkesle her konuda anlaşmanız gerekmiyor. Ortak derlerinizde bir araya gelip güçlü olabiliriniz.
Cemal                          : Ne yapacağız, bir araya gelip, yürüyüş mü yapacağız, kepenkleri mi kapatacağız?
Muhasebeci                  : Bu tür yöntemler eskilerde kaldı Cemal. Sesinizi duyurmanın, gücünüzü göstermenin çok değişik yolları var şimdi.
Cemal                          : Nasıl abi?
Muhasebeci                 : Öncelikle kendinizi eğitmelisiniz Cemal. Bilgili, bilinçli olmalısınız. Babadan kalma ticaret tekniklerini bırakıp yeni dünyanın kurallarını öğrenmelisiniz. Güçlülerin karşısında ezilmemek için onların zayıflıklarını keşfetmelisiniz. Onlarda olmayıp sizde olanları bulmalı, onların yapamayacaklarını yapmalısınız.
Cemal                          : Hiçbir şey anlamadım abi.
Muhasebeci                 : Allah yarattığı her varlığa kendini müdafaa edeceği bir yetenek vermiştir Cemal. Kendinizdeki yetenekleri öğrenmenin, geliştirmenin zamanı geldi artık. Büyük güçlerin hantallıkları vardır. Sizinse dinamikliğiniz var.
Cemal                          : Koca deve bir sinek ne yapabilir ki? Üzerine bastı mı ezer.
Muhasebeci                 : Çok güzel bir örnek Cemal. Ama ezebilmesi için yakalaması gerekir değil mi?
Cemal                          : Yakalamasa ne olur ki? Ben ona ne yapabilirim?
Muhasebeci                 : Senin girdiğin her yere giremez, senin gibi uçamaz?
Cemal                          : Abi ben sinek değilim ki, nasıl uçayım?
Muhasebeci                 : Uçarsın Cemal uçarsın. Binlerce sinek olduğun zaman bir devi çok da kolay alt edersin.
Cemal                          : Abi bilmece gibi konuşuyorsun.
Muhasebeci                 : Bilmece gibi karışık değil Cemal. Diyelim bir hipermarketler zinciri var. Küçük marketleri hap gibi yutuyor. Sen diyorsun ki ben bununla nasıl baş edebilirim.
Cemal                          : Evet abi, nasıl baş ederim?
Muhasebeci                 : Onları cazip kılan ne Cemal?
Cemal                          : Geniş koridorlar, büyük otoparklar, dinlenme yerleri, bol çeşit, çok mal, her yer ışıl ışıl, pırıl pırıl, hem de benden ucuz.
Muhasebeci                 : Peki senin avantajların yok mu?
Cemal                          : Ne avantajım var ki abi.
Muhasebeci                 : Her sokakta varsın, her köşe başında senden bir tane var. Soğuk raflar yerine sıcak bir ortam, komşuluk, tanışıklık, dostane ilişkiler.
Cemal                          : İyi de bunlar yeter mi abi.
Muhasebeci                 : İşte bunların üzerine bir şeyler daha eklemen gerekiyor.
Cemal                          : Ne ekleyeceğim abi.
Muhasebeci                 : O ışıltıyı sen de verebilirsin Cemal. Yerini olduğundan biraz daha geniş tutabilir, şık bir dekorasyonla daha cazip hale getirebilirsin.
Cemal                          : O zaman yetecek mi?
Muhasebeci                 : Yetmeyecek tabi. Birbirinizle rekabet edeceğinize birlikte hareket ettiğinizde malları daha ucuza getirebilirsiniz. Bankacılık sistemlerini öğrenip müşteriye ödeme kolaylıkları sağlayabilirsiniz. İnternetten yararlanıp evlere servis sağlayabilirsiniz. Daha çok şey yapabilirsiniz ancak bunun için kendinizi eğitmelisiniz. Daha bilgili, daha bilinçli olmalısınız. Dünya sürekli gelişiyor. Gelişen çağı yakalamalısınız ki onlarla mücadele edebilesiniz.
Cemal                          : Abi galiba haklısın.
Muhasebeci                 : Unutma her güçlünün bir de zayıf yönü vardır. Onu bildiğin zaman ondan güçlü olabilir onu alt edebilirsin.
Cemal                          : Bu bizim vergimizi azaltır mı?
Muhasebeci                 : Sen de güçlü olduğun zaman adalet kendiliğinden yerine gelecektir zaten. Eee Cemal, sohbete dayadın bizi, işimiz gücümüz var oğlum.
Cemal                          : Abi bir şey diyeceğim.
Muhasebeci                 : Hayrola Cemal bir sıkıntın mı var?
Cemal                          : Abi bize kızgın mısın?
Muhasebeci                 : Kızılacak bir şey mi yaptın?
Cemal                          : Şey abi hani seni mahkemeye vermiştik ya…
Muhasebeci                 : Zorbalık yapanı tabi ki mahkemeye vereceksiniz oğlum.
Cemal                          : Ama sen bize…
Muhasebeci                 : (Koltuğundan kalkarken) Kes tıraşı Cemal! İşimiz var. Hayri! Aldın mı oğlum evrakları? Kestin mi Cemal’in makbuzunu?
Hayri                           :Hepsi tamam abi.
Muhasebeci                 : Ellerine sağlık Cemal. (Cebinden tıraş parası çıkarıp Cemal’e verir)
Cemal                          : Allah bereket versin abi.
Muhasebeci                 : (Kalfanın eline bahşiş sıkıştırırken) Senin kalfalık diploman ne oldu?
Kalfa                           : Aldım abi sayenizde.
Muhasebeci                 : Oğlum güzel giyin, kravat tak. Kalfa dediğin usta yarısıdır.
Kalfa                           : Emredersin abi.
Muhasebeci                 : Hadi Cemal hayırlı işler. Takma kafanı bu işlere, sen bilinçlen yeter.
 
Berberden çıkarlar
 
Cemal                          : (Arkalarından el sallar) Güle güle abim. Allah işlerini rast getirsin. Güzel yürekli abim. (perde kapanır)  
 
  Toplam 17197 ziyaretçi (26008 klik) buradaydı  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=