Şiir Pınarı
  Kâr-haneci
 
KÂR-HANECİ 

Stand-Up

Efendim, konumuzun başlığına bakıp, aklınıza hemen umumhane işleten birini getirmeyin. Kâr-haneci, yaptığı her işi kâr hanesine yazan kişidir. Bilirsiniz, bütün işletmeler kâr etmek için kurulur. Gördüğünüz bütün fabrikalar, ticarethaneler, imalathaneler hepsi kâr etmek için kurulmuştur. O zaman bütün işletmeler birer kâr-hanedir. Bu işletmelerin sahiplerine de kâr-haneci desek, yanlış mı demiş oluruz bilmem ama bizim sohbetimize konu olan kâr-haneci, böyle patron takımından biri değil.
 
Efendim, bütün işletmelerin, hesaplarını tutan, gelirlerini giderlerini hesaplayan, beyannamelerini hazırlayan, mali raporlarını sunanlara muhasebeci denir. Bizim sohbetimizin kahramanı da böyle bir muhasebeci yani kâr-haneci.
 
Canım ne alakası var demeyin. İşletmelerin gelirleri kâr hanesine, giderleri zarar hanesine yazılmaz mı? Hiçbir işletme zarar hanesine bir şey yazmayı sevmez zaten. Hele patron takımı hiç sevmez zararı. Hepsi kâr etmeyi bekler. Zaten hiçbir işletme de zarar etmek için kurulmaz. Sohbetimizin kahramanı da çalıştığı işletmenin gelirlerini kâr hanesine yazan kişi, bu yüzden adı da kâr-haneci.
 
Bu kadar girizgâhtan sonra bizim kâr-hanecimizin ne tür bir işletmede çalıştığını da merak etmişsinizdir sanırım. Hadi bir tahmin edin bakalım… Sizce? Evet evet… O aklınıza gelen yer.
 
Niye? Orası da bir işletme değil mi yani? Onlar vergi ödemiyorlar mı? Yani onların kâr-hanecisi yani muhasebecisi olmaz mı diyorsunuz? Yıllarca vergi rekortmenliği bile yapan bir işletmenin kâr-hanecisi, yani muhasebecisi olmaz mı canım?
 
Bilmeyenleriniz var anlaşılan, bu ülkede onlarca yıl vergi rekortmenliği, bir umumhanecinin elindeydi. Adı Manukyan. Maliyemiz için ne yüz kızartıcı bir durum değil mi? Nice Koç’lar, Sabancı’lar, Eczacıbaşı’lar yıllarca bu umumhanecinin elinden alamadı rekortmenliği. Neyse ki adam öldü de iş çocukları arasında bölüşüldü, böylece kurtuldu ülkemizin haysiyeti. Yoksa bizim iş adamlarının, “ulan biz bu adamdan daha az mı kazanıyoruz da bu adama bırakıyoruz rekortmenliği” dediğinden filan değil.
 
Doğruya doğru; adam en ahlâksız işi yaptı ama vergi ödeme konusunda herkesten daha ahlâklıydı. Neyse o da bizim iş adamlarımızın ayıbı. Biz yine kâr-hanecimize dönelim.
 
Efendim, işletmeler her yıl mali tablolarını hazırlayıp ve üzerinde bir sürü analiz yaparlar. Bu analizlerin sonucunda geçirdikleri yılın değerlendirmesini yapıp, geleceğe yönelik planlarını görüşürler. Bu analizlerden biri kapasite kullanımıdır.
 
Şimdi kapasite nedir diyeceksiniz. Kapasite: bir işletmenin elindeki üretim araçlarıyla elde edilebileceği en yüksek üretim miktarı. Bir umumhanenin üretim araçları nedir sizce? Hayat kadınları. Ha bir de kapasitenin, kurulu kapasite, fiili kapasite, atıl kapasite, optimum kapasite gibi çeşitleri var. İşletmelerin bu tür kapasitelerini hesaplayan kişiler de kâr-hanecilerdir.
 
Bir umumhane işletmesinin yıllık mali raporunu hazırlayan kâr-haneci, raporunda herhalde şöyle bir ifade kullanır: İşletmemizin kurulu kapasitesi 280 hayat kadınıyla günlük 8 saatlik çalışma süresinde toplam 2240 saattir. Saatte ortalama 2 birim üretimle, kurulu kapasitemiz 2280 birim üretim; yıllık 300 çalışma günü üzerinden ise 1.344.000 birim üretimdir. Bu birim üretimin ne olduğunu siz anladınız sanırım.
 
İşte bu hesaplamaya kurulu kapasite denir. İşletmenin reel kapasitesi buna eriştiğinde, işletme tam kapasiteyle çalışmış sayılır. Fiili kapasitenin, kurulu kapasiteye oranına da “kapasite kullanım oranı” adı verilir. Yani işletmedeki bütün hayat kadınlarının, günde 8 saat fiili çalışmasıyla, %100 kapasite kullanımı sağlanmış olur.
 
İşletmelerin üretim araçlarını artırmasına da “kapasite artışı” denir. Yani hayat kadınlarının sayısını artırdığınızda kapasite artışını sağlarsınız. Ancak oda sayınız bazen bu kapasiteyi kullanmanıza izin vermez. Buna da işletme dilinde “dar bölge” denir. Dar bölge, kapasiteyi sınırlandıran bölümdür. Dar bölge nedeniyle kullanılamayan üretim araçlarına atıl kapasite denir. Ayrıca ekonomik ömrünü doldurmuş üretim araçları da atıl kapasiteye neden olabilir. Bir işletmenin çalışma süresini artırarak çalışmasına da “yüksek kapasite kullanımı” adı verilir. Bu, ya saatteki üretim sayısını ya da çalışma saatini artırmakla sağlanır. Yani randevu sürelerini yarımşar saatten, yirmişer dakikaya indirdiğinizde yüksek kapasite sağlayabilirsiniz. 
 
İşletme sermayesine mali tablolarda “özkaynak” adı verilir. Hayat kadınlarına neden sermaye dendiğini anladınız sanırım. İşletmedeki bütün üretim araçlarına da “iktisadi kıymet” ismi verilir. Umumhane işletmelerinin iktisadi kıymetlerini oluşturan hayat kadınları, her işletmede olduğu gibi zamanla kullanılmaktan yıpranır, aşınır, eskir, modeli geçer. Bu yüzden her işletmede olduğu gibi, umumhanecilik işletmelerinde de bu iktisadi kıymetler amortismana tabi tutulur.  
 
Bir iktisadi kıymetin amortismanı, o kıymetin ekonomik ömrüne göre hesaplanır. Sizce bir hayat kadınının ekonomik ömrü kaç yıl dersiniz? Bütün iktisadi kıymetin ekonomik ömrü vergi tebliğinde açıklamışlar, ancak bu tebliğde hayat kadınlarınınkini ne hikmetse yazmamışlar. Çok büyük eksiklik değil mi? Sen hem umumhanelerden o kadar vergiyi alacaksın, hatta yıllarca umumhaneciyi vergi rekortmeni yapacaksın, ama umumhanenin tek üretim aracı olan hayat kadınının ekonomik ömrünü açıklamayacaksın. Olur mu? Olmaz tabi.
 
Neyse ki vergi kanunlarımız bu durumu da muallâkta bırakmamış. Hiçbir tanıma girmeyen bu tür iktisadi kıymetlere 5 yıllık bir ekonomik ömür biçilmiş. Peki ekonomik ömrü dolanlara ne olur dersiniz? Bunlar bilançoda iz bedeliyle izlenir.
 
Kabaca, ekonomik ömrünü doldurmuş, motoru tekleyen, şanzımanı dağılmış, sürekli bakım isteyen bu kıymetler, bilançoda 1 liralık iz bedeliyle ifade edilir. Sen yıllarca sermaye olarak işletmene çuvalla para kazandır, sonra seni bilançoda 1 liralık olarak iz değeriyle göstersinler. Valla insanın onuruna dokunur.
 
Ama son zamanlarda TMS diye bir standart koydular da bunlara can simidi oldu. “Faydalı ömür” denen kavram girdi terminolojiye, bu sayede yıllanmış hayat kadınları da bilançoda bir değer buldu nihayetinde.
 
Bir iktisadi kıymet, ekonomik ömrünü doldurmuş olmasına rağmen, hala çalışıyor, iş görüyorsa faydalı ömrü uzatılıyor şimdi. Yani kabaca, göğüsleri sarkmış, cildi pörsümüş ama şanzımanı hala yerinde duran hayat kadınları, kaç yıl daha iş görebileceklerine göre bilançoda bir hurda değerle de olsa ifade ediliyor artık. Bir de hızlandırılmış amotisman diye bir kavram var. O da randevu sürelerini kısaltıp, çalışma saatlerini artırıp her bir iktisadi kıymetten sürekli yüksek verim almaya kalktığınızda, yani yüksek kapasiteyle çalıştırdığınızda, iktisadi kıymetleriniz normal ekonomik ömürlerinden daha kısa sürede aşınır ve yıpranırlar. Bu durumlarda hızlandırılmış amortisman devreye girer.   
 
İşte bu yıpranma, aşınma ve eskimeler nedeniyle, işletmeler de iktisadi kıymetlerini yenilemeye ihtiyaç duyarlar. Aşınan, eskiyen, modeli geçen iktisadi kıymetlerini elden çıkarır, bunların yerine cirlop gibi olanları konulur. Çünkü eskidikçe bunların kozmetik, estetik ve bakım onarım masrafları artar, işletmenin kârlılığı düşer, hâlbuki yerine yenisini koyduğunuzda, hem üçbeş sene problemsiz çalışırlar, hem de kozmetik, estetik gibi masrafları olmaz.
 
Neyse biz yine kendi kâr-hanecimize dönelim. Mali tablolarda işte bu hususları karşılaştırmalı olarak tablolar halinde sunar kar-hanecidir. Artan maliyetlerin nedenlerini açıklar, hâsılat artışı veya azalışlarını yorumlar. Zaten umumhane sahiplerinin en çok üstünde durduğu hususlardan biri de bu artış ve azalışlardır. Sonuçta hâsılat azalmış, masraflar çoğalmıştır. Nedenlerini öğrenmek isterler.
 
Hâsılatın azalmasının iki nedeni olabilir. Biri üretimin düşmesi, diğeri talebin azalmasıdır. Şu kadarı belli ki, bu işte talebin azalması diye bir durum söz konusu değil. O zaman problemin üretimden kaynaklı olduğu apaçık ortada. Belki çalışma saatlerinin artırılmasıyla üretim artışı sağlanabilir, ancak o zaman da motorlar teklemeye, arızalar vermeye başlar ki, bu da üretimin toptan durması riskini taşıyabilir. O halde yapılacak en iyi şey, üretim araçlarının yenilenmesidir.
 
Fakat yeni üretim araçları demek yeni sermaye ihtiyacı demektir. Bu umumhanecilerin cebinden para çıkmasına neden olacağı için hoşlanacakları bir öneri olmaz. Bu yüzden ucuz işçilik her zaman akla gelen en iyi çözümdür. Ya bitirimlerin tuzağa düşürüp, umumhanelere ucuza pazarladığı sermayeler ya da işçiliğin ucuz olduğu ülkelerden kaçak olarak getirilen nataşalar bu sorunu çözülebilir.
 
Ancak kayıt dışılık ağır yaptırımları olan, beraberinde birçok riski barındıran bir durum. Bu nedenle kurumsal umumhane işletmelerinin kullandığı bir yöntem değildir. Zaten yabancı işçi çalıştırmak için bir sürü de prosedür var, bu yüzden pratik olmaktan uzak. Bunun yanında iş sağlığı, iş güvenliği ve hijyen gibi problemleri de var ki başınıza çorap bile örebilir. Gerçi kayıt dışılık, ücret maliyetlerinin düşmesi anlamına geldiği için cazibesini hiçbir zaman yitirmez ama bizim kâr-hanecimiz meslek etiği gereği bu yolları önermez raporunda.
 
Tabi bir de işin maliye boyutu var ki akıllara ziyan. Çünkü maliyemiz, kârlılığı düşen işletmelere, hemen bunun hesabını sormaktan geri durmaz. Böyle bir durumda bizim kâr-hanecimizin yerinde siz olsaydınız, nasıl yanıtlardınız bu soruyu? Talep azaldı diyemezsiniz. İktisadi kıymetlerimiz eskidi, yenileme de büyük sermaye gerektiriyor, bu yüzden ekonomik ömrünü tüketmiş sermayelerle iş görüyoruz mu diyeceksiniz? Kozmetik ve estetik yardımıyla bir süre daha idare ediyoruz bunlarla ama hepsinin kaportaları dökük, şanzımanları dağılmış, bu yüzden doğru dürüst iş yapamıyoruz mu diyeceksiniz?
 
Bizim kâr-hanecimiz bu konularda deneyimli bereket, çalıştığı umumhanenin böyle durumlara düşmemesi için mali tablolarını iyi yorumlayıp, her defasında iyi önerilerle çıkar patronlarının karşısına. Piyasadaki sermaye arzını da göz önünde bulundurarak, ellerindeki sermayelerin her iki yılda bir yenilenmesini önerir raporunda. Umumhaneciler önce bunu pahalı bir çözüm olarak görürler ama bizim kâr-hanecimiz dersine iyi çalışmıştır: Hızlandırılmış amortisman yöntemiyle yaratılacak fonla, henüz değer kaybetmemiş sermayelerin satışından sağlanacak fonu birleştirilince, sürekli yenileme sağlanabileceğini ve yenileme fonuyla da 3 yıllık vergi erteleme imkânı elde edileceğini, bu sayede gerekli olan sermaye ihtiyacının sağlanabileceğini önerir ve önerisi kabul görür. Ayrıca yeni istihdam yaratması nedeniyle, işsizlik probleminin çözümünde de katkı sağlanacağını belirten kâr-hanecimiz, patronlarının övgüsüne mazhar olur.  
 
Gerçi bu öneri kabul görmeseydi kar-hanecimizin başka önerileri de vardı nitekim ama neyse ki bunlara gerek kalmadı. Bunlardan birisi umumhanenin halka arzı yoluyla emisyon primi elde etmesi. Gerçi İMKB ve Sermaye Piyasası Kurulu’nun bu umumhanenin halka arzı hususundaki yaklaşımı nasıl olurdu bilemiyoruz ancak, ben bir umumhanenin borsada işlem görmesinde herhangi bir gariplik veya uygunsuzluk göremiyorum. Adamlar tıkır tıkır vergisini ödüyor. Borsada işlem gören diğer şirketlerin mali durumu umumhanelerden çok mu iyi sanki.
 
Varsayalım ki Manukyan Umumhanesi borsada işlem görmeye başladı. Kâr-haneci şöyle bir kamuoyunu bilgilendirme açıklaması yapıyor: “Umumhanemiz Venezueladan 50 adet yeni sermaye getirilmesi için anlaşmaya vardı. 30 gün içinde yeni sermayelerin ithalatı gerçekleşecektir.”
 
Bu haberden sonra umumhanenin borsadaki işlem sayısındaki artış miktarını düşünemiyorum bile, her seans tavan yapacağı kesin. Hatta vergi rekortmenliğini yıllarca elinden bırakmayan umumhanenin borsada derinlik sağlayıp İMKB 100 endeksine girmesi işten bile değil. Ancak İMKB 100 endeksine girdikten sonra bir umumhanenin işlem hacmiyle borsada yükseliş sağlanması bizim iş adamlarının ne kadar hoşuna gider, düşünemiyorum.    
 
Bir umumhane işletmesinin muhasebesinin hiç de sanıldığı kadar kolay olmadığını anladınız. Herkes kapıdaki bilet kesen adamı muhasebeci zanneder ama o sadece işin görülen yüzüdür. İşin görülmeyen tarafında işte böyle teknik ve bilgi gerektiren işler vardır ki, bir fabrikanın muhasebesinden farkı yoktur. Nitekim kâr-hanecilik ciddi bir iştir, zor iştir. İçinizde kâr-haneci, yani muhasebeci olanlar varsa bilir. Ne yani yok mu? İyi ki yok ha. Zaten olsaydı bu kadar muhabbetten sonra ben kâr-haneciyim diyecek cesareti olur muydu bilmem.
 
Efendim bir muhabbetin daha sonuna geldik. Sürçü lisan ettiysek affola. Ha bu arada bu metnin yazarının da bir kâr-haneci olduğunu söylemekte yarar görüyorum. Hepinize bol kârlı, bol kazançlı günler dilerim.
  

 
  Toplam 17129 ziyaretçi (25870 klik) buradaydı  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=